cincin hanım'ın maceraları

Elim sende

Kategori: Belirtilmemiş

 

Nasıl bir canlı olduğum sorulsa, "elleri olan bir canlı" olarak tanımlanmam zor bir olasılık. Becerinin organı el bende tutuklaşır. Kımıltısız dururken ölü bir kuş pençesine benzer: ince, uzun parmaklar, bir daha uyanmamacasına birbirinin üstüne yatmıştır. Mesleğin de göstergesi olan el ben de görevsizleşir. Ancak nedir bu yara bere izleri derseniz, yine cevap veremem. Bir şok geçirdiğimde, yapayalnız olduğumda ellerime bakarım. Kendimi en çok elime benzetirim.

 

Aşağıda Tournier'in bir yazısı var. Sevdiğim bir yazar. Buyrun.

 

Eller

 

...El ve beden. Etken, işlek, meraklı, araştırıcı, hazsever, gıdıklayıcı, kimi zaman acımasız olan el için, beden ayrıcalıklı bir nesnedir, gözde alanı, günah keçisi, eğlencesi, oyuncağıdır...

 

...Beyin ele, kararlarının şu alçakgönüllü uygulayıcısına yukarıdan bakabilir. Gene de beş parmağın farklılığı kendisini aşan küçük bir gizem oluşturur. Gerçekten, eli yapay tutma ve işleme araçlarıyla -kıskaçlar, tırmıklar, çapalar, dirgenler, çatallar- karşılaştıracak olursak, bunların öğelerinin kusursuz bir biçimde birbirlerine benzediklerini, oysa elin parmaklarının her birinin bilmece olarak kalan bir kişiliği olduğunu görürüz. Us bu garip çeşitlilik karşısında kendini sorgular ve kekeler. Kararsızlığı, parmakların her birine verilmiş adların kendilerinin esinlediği uydurma doğrulamalarda da dile gelir. Öyle ya işaret eden, gösteren, suçlayan bir parmağı- işaretparmağı- bulunmak önemliyse de "auriculaire"in (Fransızca'da serçe parmağa kökensel anlamıyla "kulak parmağı" diyebileceğimiz bu ad verilir.) kulağın içini kaşımak, yüzük parmağının evlilik yüzüğünü taşımak için öngörüldüğü o denli kesin değildir. Ortaparmak denilen kocaman avanağa gelince, neden boyca diğerlerini geçtiğini hiçkimse doğru dürüst açıklayamaz. Yalnız başparmağın karşıtlaşma yetisi türlerin gelişmesinde öylesine temel ve öylesine yenidir ki bunda insan türünün ayırıcı özelliğini görmek istemişlerdir. Paul Valéry, hayranlık verici ber meselde, insanın başparmağının bu karşıtlaşabilirliğiyle insan usunun kendi kendini düşünebilme yetisi -bilinç- arasında bir köprü kurar...

 

Michel Tournier

Anahtarlar ve Kilitler

Ayrıntı Yayınları

Çev: Tahsin Yücel

S: 82-83

- 9/7/2007 - yorum {1} - yorum yaz


ne kadar durabilirim?

Kategori: Belirtilmemiş

 

 

Beklentiler

Nereye kadar giderim
Durduğum yerde
Hep o soru var
Sevişmemde
Yediğim yemekte
Bir mektubun altına
Attığım imzada

Yıllar önce yaşanacak olandı
Bugüne ertelenen
Bugünden yarına
Ertelemeye devam ettiğim

Çatışmalar yaşamın kısa tanımı
Oysa
Durgunluk gelir
Fırtınadan önce.

 

Güven Turan

- 24/12/2006 - yorum {1} - yorum yaz


HOŞÇAKALIN!

Kategori: Belirtilmemiş

            

 

               

Aşk

 

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı,
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydiki sevmek
Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

 
Cemal Süreya

- 3/5/2006 - yorum {2} - yorum yaz


"Yapmamayı tercih ederim."

Kategori: Belirtilmemiş

                                           

 

Bahardan mıdır nedir, çok miskin hissediyorum kendimi. Tam, sedir üstüne kıvrılıp şuursuzca camdan bakma, hiç bir kayıt tutma telaşı olmadan seyretme halinde. Kendini suçlu hissetmektense çalışan biriyim ben; içindeki ödev duygusuna saygısı olan biri. Hal böyleyken manzara, geçmek bilmeyen gün denizinde, kıyıya varmak için gevşek ve yorgun kulaçlar atan bir yüzücünün boşunalığında. Her şey yorgunluk veriyor. Şu elimdeki iş örneğin, bir estetik cerrahi hastanesinin kataloğu, güzellik için katlanılır hale getirmem gerekiyor tüm o keski biçki izlerini, kanı, ödem ve ekimozları. "Yapmamayı tercih ederim."  Kampanyası için acil fotoğraf çekimi yapılmasını isteyen müşteriyi arayıp, gönderilen fiyat teklifine neden hala yanıt vermediğini sormam gerek. "Yapmamayı tercih ederim." Arka caddeye çıkıp, Zuzu'ya basketbol ayakkabısı araştırmam gerek. "Yapmamayı tercih ederim." Patronun stepne olarak bulundurmak istediği grafikerler tanışmak için ajans içinde dolaşıyorlar. "Yapmamayı tercih ederim."

 

 

Bütün bu ruh hali, Melville'in Bartleby'sini çağrıştırdı bana. Siz de benim gibi bahar yorgunu iseniz, şu aralar bir ayna tutacaktır saf, nihilist Bartleby'nin "Yapmamayı tercih ederim" diyerek yaşama katlanış tarzı. Wall Street'in nefes aldırmaz duvarları arasındaki yalnız kalma obsesyonu, hem gülünç hem çok acıklı. Mutlaka okuyun.

 

 

- 2/5/2006 - yorum {1} - yorum yaz


BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

Kategori: Belirtilmemiş

                                  

 

Gazetelere bakın; 1 Mayıs  İşçi, emekçi, solcu bayramı gündemde değil. 

Çünkü çok ciddi başka sorunlar önceliğinde ülkemizin.

Doğudaki asker yığınağı ve uluslararası trafik,

tehlike çanlarını çaldırıyor.

 

Etyen Mahçupyan

 

"Kısaca söylersek, demokratlık bir ‘konuşma’ kültürüdür ve konuşmayı insan olmamızdan gelen bir ahlaki zorunluluğa oturtur. Kalıcı ve sağlıklı olan bir toplumsal ahlak da, zaten ancak birlikte yaşamanın bilinci ve sorumluluğunu paylaşan insanların birbirini kollayan, birbirini anlamaya çalışan samimi ‘konuşması’ sayesinde ortaya çıkabilir..."

 

Dahası:

http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20060501&hn=281141

 

***

1 Mayıs İşçi Bayramı

1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. Düzenlenen gösteriler, yapılan toplantılar ve eğlencelerin işçiler üzerindeki etkisinin büyüklüğü sebebiyle bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.

1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde Amerikalı işçiler 1 Mayıs tarihinde günlük 8 saatlik iş saati -günde 12 saatten haftada 6 gündü- talebiyle iş bıraktılar.(bkz: Haymarket olayı) Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 1889`da toplanan Uluslararası İşçi Kongresi'nde (İkinci Enternasyonal) 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Uluslararası İşçi Günü" olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.

 

Türkiye'de İşçi Bayramı

Osmanlı döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer Selanikti.

  • 1911 yılında Selanik’te, tütün, liman ve pamuk işçileri, 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bu günü kutladılar.
  • 1912 yılında İstanbul`da ilk defa 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti.
  • 1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak "Amele Bayramı" ilan edildi.
  • 1924`te hükümet kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.
  • 1925`te çıkan Takrir-i Sükun Yasası, İşçi bayramını kutlamayı yasaklandı ve uzun yıllar bu yasak geçerliliğini korudu.
  • 1935 yılında 1 Mayıs`a "Bahar ve Çiçek Bayramı" adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde işçi hareketleri yüzyılın ikinci yarısından itibaren ivme kazandı.

  • 1976 yılında uzun yıllar sonra ilk defa geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim`de DİSK`in organizasyonu altında gerçekleşti.
  • 1977 yılında İstanbul Taksim Meydanı'nda en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. Ancak, bilinmeyen silahlı güçler, göstericilerin üzerine ateş açtı ve göstericilerden 34'ü, yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü. Dolayısıyla, 1977 tarihli 1 Mayıs, tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçti
  • 1979`da Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul`da miting yapılmasına izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan etti.
  • 1981`de Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs`ı resmi tatil günü olmaktan çıkardı.
  • 1996`da Kadıköy`de (Taksim Alanı yasaklıdır) 1 Mayıs kutlamalarına yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Çıkan olaylarda 3 kişi hayatını kaybetti. Bu olaydan sonra Kadıköy 2005 yılına kadar 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/1_May%C4%B1s_%C4%B0%C5%9F%C3%A7i_Bayram%C4%B1

 

***

Trabzon Valiliği, 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamasında, aralarında 'Yaşasın halkların kardeşliği', 'Savaşa geçit vermeyeceğiz' ve 'Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği' ve 'Diyarbakır seninleyiz' sloganlarının bulunduğu 39 pankart ve sloganı yasakladı.
Trabzon Valiliği, İl Emniyet Müdürlüğü'nün talebi üzerine, Atatürk Alanı'nda yapılacak 1 Mayıs İşçi Bayramı etkinliğinde, atılacak slogan ve açılacak pankartlarla ilgili 28 Nisan'da bir 'yasak genelgesi' yayınladı. Genelgede dokuz Kürtçe slogan da yasaklandı. Valiliğin 'yasaklar' listesi şöyle:

  Çocuk katilleri yargılansın

  Devlet terörüne son

  Tecrit savaştır, savaşa hayır

  Diyarbakır halkı yalnız değildir

  Katil devlet hesap verecek

  Çocuklar yaşasın, katiller yargılansın

  Şemdinli'de adalet, Kürt sorununda çözüm, Ortadoğu'da barış

  Hükümet silah başına değil, masa başına

  Anaların öfkesi katilleri boğacak

  Tek ses, tek yumruk, Dev-Lis geliyor

  Bilimsel, anadilde, demokratik eğitim istiyoruz

  Paşa paşa yargılanacaksınız

  Gizli savaş örgütleri dağıtılsın

  Direnen halklar yalnız değildir

 

halklar kardeş, demek yasak.


Bu arada, Sosyalist Demokrasi Partisi'nin (SDP) de 1 Mayıs İşçi Bayramı kapsamında dağıttığı, katılıma çağrı bildirisi, Mersin 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 24 Nisan tarihli kararı ile toplatıldı. Mahkeme 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 81 /a-b maddeleri uyarınca, 'Türkiye'de, dini kültür veya mezhep veya ırk ve dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürdüğü ve azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünü bozduğu' belirtilen bildirinin ilgili bölümü şöyle: "SDP, sizi, hangi görüşten olursanız olun, hangi dine inanırsanız inanın, ister Türk, ister Kürt, ister Çerkes, ister Arap, ister Rum, ister Ermeni olun bütün işçi, emekçi ve ezilenleri 1 Mayıs gösterilerine çağırıyor."

 

Gazete yorum yapmamayı tercih etmiş.

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=186017

 

 ***

Aradan yıllar geçti ama başta o meydanda can veren 34 kişinin yakınları olmak üzere kimse 1 Mayıs 1977 Katliamı'nı planlayıp gerçekleştirenleri ortaya çıkaramadı. (…)

 

Ancak, yıllar içinde olayın Amerika'nın organizasyonu sonucu 1952'den itibaren NATO'ya bağlı tüm Avrupa ülkelerinde kurulu Gladio, Kontgerilla ve Özel Harp Dairesi isimleriyle bilinen kurumun işi olduğu anlaşıldı.(…)

 

http://www.sabah.com.tr/babahan.html

 

 

- 1/5/2006 - yorum {4} - yorum yaz


Şeytan uyur cincinhanım uyumaz!:)

Kategori: Belirtilmemiş

                       

              İlk yemek fotoğrafım, pilaska! Hepimize hayırlı uğurlu olsun:)

            tarifi, daha önce yazdığım gibi, huysuz'un sitesinde. Ben  geniş  bir tepsiye yaydığım için ince oldu ama tadı nefis.

 

Sandınız ki, miskin miskin yatakta yatıyorum, değil mi? Hiç tanımamışsınız beni, hiç!:) Temizlik, çiçeklerin ölü yapraklarını ayıklayıp topraklarını havalandırma, sökük düğmelerin dikilmesi vs... sonra, ana meselemiz, bu fotoğraf makinası nasıl çalışıra, odaklandım. Kodak'ın sitesinden program yükledim.Ufak tefek ayrıntılar varmış onlara dikkat edince her şey çözümlendi. Bizim şu ünlü pilaskayı begonvillerle süsleyip, mutfak pencerisinden görünen can eriği ağacı tanıklığında çektim. Nasıl olmuş? Çok heyecanlıyım. Artık her şeyin fotoğrafını çekip gösterebilirim size. Pazara gittim, rengarenk meyveler vardı. Vee ne buldum bilin bakalım. Taze nohut! Evet, tam hatırladığım gibiydi kokusu. Aldım birkaç demet.

 

Ben öyle uzun uzun mutsuz olamam, arkadaşlar. Mutsuzluk, öfke, nefret... hepi topu yarım saat sürer, sonra dikkatim dağılır. Öyle oturamam da okumuyor ya da film izlemiyorsam. İyi de oluyor. Canım mı sıkılmaya başladı, alacağım boyaları, evi boyayacağım, gelecek sefere. Portakal rengine ya da bembeyaza. Şimdiki en büyük sorunum şu: Balkondaki askılı saksılara sardunya ekebilmek için toprak ve sardunya fidesini nerede bulabilirim?

 

 

 

- 30/4/2006 - yorum {0} - yorum yaz


Unutma bahçesi

Kategori: Belirtilmemiş

                   

 

Salonda, TV’nin karşısında, çiçeklerin ortasında uyumak, cumartesi akşamı eğlencemiz. Her seferinde yorgun uyanıyorum gerçi. Sigarayı bıraktıktan ve dengeli beslenmeye başladıktan sonra daha hassas oldu bedenim, neden?  Hava da durgun. Yine yatmak istiyorum. Zuzu’ya sabah mutsuz uyanmayı yasaklamıştım. Ve gülmesini emretmiştim. Bu aileyi mutlu etme işinin sürekliliği beni bazen çok yoruyor. Zuzu, bana bakıyordu uyandığımda, kocaman gülümseyerek “Günaydın annem!” dedi. Günaydın oğlum. Iverson’ın smaç basamadığını biliyor muymuşum? “Hayır hem de hiç bilmiyorum,” dedim. “Ama” dedi “bak şu üç maçtaki smaçları bütün smaçlara bedel.” Yataktan zıplayıp gösterdi. Gülümsedim. Kahvaltıdan sonra Iverson formalarını giyip okula maç yapmaya gitti.

 

Başım ağrıyor ve kendimi güçsüz, mutsuz hissediyorum. Eski bir arkadaştan sitem dolu mail geldi, MSN’de onu blokladığımı anlamış ve "seni anlıyorum," diyor. Ona yazmalı ve anlatmalıyım. Demek isteyeceğim şey sadece şu, ben değişiyorum ve değişirken korkarım yanıma alacağım kişilerin sayısı fazla olamıyor çünkü hastalık boyutunda yalnızlığa ihtiyacım var ve evet hastalık boyutunda kendimi yalnız hissederken böyle bu. Bu hiç açıklayıcı değil, biliyorum. Buraya, acıdan korkmadığımı ve yüzleşmekten ve yalnız kalmaktan işte ne varsa, o altında ne olduğu belirsiz gölü şöyle karıştırmaya gelmemiş miydim? Kendimi onarırken bazen zihnim sevinç sıçramaları yaşıyor, bazen korkunç özlüyorum, olamaz isteklerde bulunabiliyorum. Bütün bunlar iyileşme belirtisi ve rayına oturacak duygularım. Öyle küçülmüş ve öyle şeffaflaşmıştım ki kimseye zarar veremem sanıyordum. Doğal ki, bu sırada bazılarını bloklayacağım, bazen de ben bloklanacağım. Küskünlük, çok tuhaf bir duvar.

Ben unutmayı biliyorum.

 

 

 

- 30/4/2006 - yorum {3} - yorum yaz


canım erik

Kategori: Belirtilmemiş

                           

Can eriği sevenler için ne hoş günler. Ben sevmem ama keşke can eriği seven biri olsaydım diye hep hayıflanırım. Sevenlerinde, can eriği der demez başlayan kamaşmayı hisseder, o yemyeşil ürpertiyi gözlerinden okurum. Ağızları sulanır ve bir özlem yutkunması ile çocuklaşırlar. Bir avuç dolusu can erikleri mi var, siz iyisi mi hiç konuşmayın. Onlar ekşi bir zehirle esrik, başka bir aleme akmışlardır çoktan. En iyi oldukları zaman dilimi kısa ve tam kütür kütür oldukları o gün çok gizemlidir ya, mevsiminde, akıldan hiç çıkarmamak gerekir can eriğini. Çocuksu bir telaşla gelir, şöyle hızlıca gösterisini yapar, sevenleri daha doyamadan anılarda kaybolup giderler. Hayır,  sizin için konuşuyorum burada, yoksa ben sevmem can eriğini. Tercüman da sevmediğini söylediğinde kardeşçe bir çete yandaşlığı hissetmiştim. Eminim şöyle bir eline dokunmuşumdur “Aaa gerçekten mi?”şaşırtısı ile birlikte sevinerek.

 

Zuzu sever can eriğini ve sevmek ona çok yakışır. Çünkü o sosyal, neşeli, sporla ilgilenen, arkadaşlarıyla vakit geçirmeye bayılan, “Olleyy can eriği çıktı sonunda,” diye sevinen çok hayat dolu bir çocuk. Çok şükür ki öyle. Dün gidip aldım marketten o haber verince, biraz küçüktü ama görünce Zuzu’nun sevinci büyük olacaktı. Beyaz tabağa ne güzel yakışıyorlar. Aslında çok yaramaz olan çocukların uslu durdukları anlardaki gibiydiler. Sessizce koydum sehpaya, Zuzu’nun dalgın gözleri neden sonra TV’den can eriği tabağına çevrildi ve gayriihtiyari en büyüğünü alıp ağzına götürürken, bir an bakıp bana, tükürük birikmiş ağzıyla “sağol anne” dedi.

 

 

Sağol can eriği.

 

***

Arnavut yemeklerinden, Arnavut ciğerini zaten yapardım ve hiç de fena olmazdı. İkinci Arnavut yemeğim Pilaska'yı yaptım. Çok ama çok nefis oldu. Hem besleyici de. Bence yağmurlu kış öğleden sonraları yanında bir çorba ile nefis olur. Çok sağol huysuz ve tatlı. Fırın ısınmışken bir de kurabiye yaptım. (Kurabiye yapmamaya çalışıyorum çok yememek için ama "fırın ısınmışken"büyülü sözcükleri her şeyi bağışlanır kılıyor:)Yulaf ezmesi ve tam doygun un, pekmez ve sarelle, ceviz ve kuru incir, yumurta ve süt... daha ne diyeyim arkadaşlar, çok nefis oldu. Bilgisayarcı Umut geldi ama pillerin şarjı bitmiş. Fotoğraf işini halledemedik.Umut gitti. Ben pilaska yiyorum, çay içiyorum, yağmur yağar mı yağmaz mı diye göğe bakıyorum. Yağacak. İyi.

 

Hoşçakalın.

- 29/4/2006 - yorum {1} - yorum yaz


si jeni?

Kategori: Belirtilmemiş

                               

 

                                         Avdyevlla qet fotografi pota çoj sikur kujtim.

                                         Hogija e gruja ehagjis rezekja prej doberdolit…'

                                       

                                        Siz oralara gittiniz, biz burada kaldık,

                                        İlirya'nın yetimleri olarak'

 

“Memleket' artık onların hâfızalarına kazınmış acı bir hâtıra olarak, hâfızalarının kuytu çekmecelerinde saklanıyordu ve ‘memleket' fikri hızla tükeniyordu. Ancak arada sırada büyüklerin bir araya geldiklerinde anlattıkları ‘memleket' hikayeleriyle kulağını okşuyordu çocukların Arnavutça. Lâkin artık günlük birkaç kelimenin dışında anlamıyorlardı. Anneleri kızdığı zaman ‘plaq' diye bağırıyordu farkında olmadan, çocuk onun ‘patla' demek olduğunu biliyordu, ama gerisi karanlıktı. Çocuk, ‘anne para' dediğinde anne: ‘Nuk ka(ska) pare' diyordu anne yine farkında olmadan, çocuk bunun ‘para yok' demek olduğunu da biliyordu ama gerisi karanlıktı. Migren ağrısı tuttuğunda anne farkında olmadan Arnavutça inliyordu: ‘shkova nona, shkova nona' çocuk bunun ‘gittim annem' demek olduğunu biliyordu ama o kadar, gerisi meçhuldü.. ‘Naten e mire' diyordu ara sıra büyüklerine, ‘sije' diyordu, ‘mire, te sije' diyordu, ‘falemenderit' diyordu, ama çat pat bildiği her kelimenin yerine reel hayat başka on kelime yüklüyordu, yüklenen her on kelime bir kelimeyi siliyordu çocuğun hâfızasından, bir on'dan küçüktü ve kısa zamanda her on kelime, bir kelimeyi silip atıyordu…”

 

http://www.arnavutum.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&file=yazi_oku&sid=5

 

***

Biz Türküz. Ayrıca sünni müslüman. Ne dilimiz, ne dinimiz ne kültürümüz için mücadele etmemiz gerekmedi. Bilinçaltımızda, memleketini bırakıp gelmek zorunda olanların yaşadığı o travmaların hiç biri de yok. Mahçubiyetim, ülkemin topraklarında yaşanan her tenden acılar, her dilden yakılmış ağıtlar, yabancı bırakılmanın her türlü yalnızlığı için... Herkesten daha zengin daha refah daha ayrıcalıklı bir yaşamım olmadı, aksine. Ama yaşadığı dünyayı anlamlandırmaya gayret eden biri olarak, içselleştirmemin de mümkün olmadığını bildiğim bu acılar için üzüntüm büyük.

 

***

Konu öyle ama bir de şöyle: Efendim, başka bir kültürü tanımak, yemeklerini, alışkanlıklarını öğrenmek, yüz çizgilerindeki benzerlikleri bulup şaşırmak çok eğlenceli. Tercüman Arnavut. Onun bilinçaltı ve benim bilinçaltım ayrı tellerden çalsa da huysuz, sinirli, inatçı ve burnunun dikine gitmekte onun kadar Arnavut sayılırım.

 

Arnavut yemekleri öğrenmek istiyorum ama pek kaynak yok elimde. Ayrıca olması gerektiği gibi bir Arnavutböreği yapmak için  için 40 adet ince yufka açmak gerekiyor!

Ben bu haftasonu "Kaymaçina" yapacağım. Ayrıca, bilgisayar bakımını yapan Umut'u çağırdım. Fotoğraf Makinası-Bilgisayar bağlantısını öğretecek. Size fotoğrafını da çekeceğim bu sefer. Ayrıca huysuz ve tatlı'nın dediğine göre Kırklareli yöresindeki Arnavut göçmenlerinin yaptığı bir çörek olan pilaska'yı deneyeceğim.

 

Sizlerden te dua diyerek ayrılıyorum efenim:)

- 28/4/2006 - yorum {1} - yorum yaz


Kategori: Belirtilmemiş

   

 

 

 

                        

                                   www.camillaengman.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

- 26/4/2006 - yorum {0} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Tanım
kitaplar, şehirler, insan karakterleri, karakter insanları, kediler, çiçekler, cin olup içine girmekler, içinden çıkamamaklar vs... cincin_hanim@yahoo.com.tr
Ana Sayfa
<%cincin_hanim@yahoo.com.tr%> Free Hit Counters
Online Schools Arşiv

Son Yazılarım

Elim sende
ne kadar durabilirim?
HOŞÇAKALIN!
"Yapmamayı tercih ederim."
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!
Şeytan uyur cincinhanım uyumaz!:)
Unutma bahçesi
canım erik
si jeni?
Başlıksız


lunar phases