|
Kategori: Belirtilmemiş
T.S. Eliot
“APRIL is the cruellest month, breeding
lilacs out of the dead land, mixing
memory and desire, stirring
dull roots with spring rain
*
“ayların en zalimidir NİSAN,
leylaklar açtırır ölü topraktan,
yoğurup bellekle isteği, diriltir ölgün kökleri bahar yağmurlarıyla
Efenim, öhö öhö... bu anlamılı günde size her köşe yazarının her Nisan ayında, köşesine giriş metni olarak bellediği, buna rağmen değerinden bir şey kaybetmemekte kararlıT.S. Eliot'un bu güzel şiirinden bir bukle okuyarak merhaba diyorum.

Oysa ben size hayatta yazdığım tek şiir olan "ARES'İN AKLANIŞI" şiirinin yazacaktım. Ama uzatma kablosu bozuktu ve havada da çok güzel rüzgar vardı, dalmış gitmişim...Ama her Koç Burcu arkadaşın, mitolojide yerden yere vurulan, orda burda hakkında olmadık dedikoduların yapıldığı Tanrı Ares'in gerçek müthiş karakterini gözler önüne serecek ve itibarını iade edecek bu şiiri okuyup.... ciddiyetimde dalga geçiyorum ama şiir gerçek. Güzel şiir yazmak peygamberimsi bir yetenek. Bu nedenle herkes şiir yazmamalı. Günah. Ben şiir filan yazmamalıyım. Ama burç geyiği ile aynı tonda değerlendirilebilecek bu şiiri yazacağım size.

Gelelim asıl mevzuya: Akşam geç saatte iş toplantısı oldu. Neşem yerindeydi. Patron, kem küm etti, hazırladığım dosyadan bir şeyler okudu. "işlerden sorumlu olarak sizi bilirim," dedi. Güya bir yetkilendirme toplantısı ama her şey amatörce, lafı bile edilemeyecek kadar acemice.
Kızlar ne düşündü bilemem. Acelem var, dedim. Çıktım. Hızla alışveriş yaptım. Akşam boyunca yemek yaptım. Aksilikler oldu. Adığım kek tabanı bozuk çıktı ama ben de kremayı filan hazırlamıştım. Kek yaptım. Fırın ısınmışken kurabiye de yaptım. Börekleri yapıp, geldiklerinde taze ve sıcak sunmak için dolaba kaldırdım. Tabi ki köfte de yaptım. Taze fasulye, pilav yaptım. Akşam kızartma ve limonata yapacağım. Bundan önce geldiğinde, içli köfte, sarma filan yapmıştım ama Tercüman sevmiyor Adana yemeklerini. Ona varsa yoksa köfte yapacaksınız, piyaz, çoban salata filan...Neyse, bayağı uğraştım. Hatice bile görse "vay anasını!"derdi. O öyle demez tabi:)) "Süper!?" onu da demez. Hatice nasıl bir ünlemle şaşırır acaba? O, hiç bir ünlem kullanmayan insanlardan sanırım.
Neyse efendim, Zuzu okula gitmedi. Tercüman ve Atakuş, sabah 9.00 gibi geldiler ve
hoh hoh hoooo herkes bir anda konuşmaya ve gülüşmeye başladı. Bizim ev normalde çok sakindir. Biri öksürse, diğeri şöyle bir bakar, sonra işine döner. Çok güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamıştım. Yedik içtik. Çok özlemişim. Evde oyalandıkça oyalandım. Tercüman baktı, çıkamıyorum evden, "Hadi, ben de seninle çıkayım bari," dedi. Onu Adana'nın en nefis parkının içinden geçirdim. O, "Çok güzel bir parkmış,"diyince çok sevindim. "baaak!baaak!" diye diye güzel ağaçları gösterdim. Sonra işyerinin kapısına geldik.
Geç kalmışım, iki toplantının müşterileri de gelmiş. Hemen,"Bugün doğumgünüm! Her hatayı bekleyin benden, nasıl olsa affetmek zorundasınız,"dedim. Güldüler. Hımm... Bu iyi. Şu an Tercüman evde, ben aptal aptal işyerinde çalışıyorum.
Böyle işte. Biraz dalgınım, ama mutluyum.
Hoşçakalın
12:50 - 19/4/2006 -
Teşekkür ederim,
Aslı, beni böyle ve bu kadar uzaktan, bu şekilde sezebilmen neredeyse mucizevi.
Şiir nefis. Şu da var; ben Cemal Süreyya şiiri hediye edilmek için doğmuşum:))) öyle çok C.Süreyya şiiri hediye aldım ki. Her seferinde de çok sevindim. Şimdi de öyle. Tekrar teşekkür ederim. Hoşçakal.
Düzenleyen cincinhanim gün: 24/4/2006 saat: 09:40
cincinhanim - 2006-04-24 09:40:07 - 2006-04-24 09:40:07
Başlıksız Yorum
her zamanki gibi geç kaldım değil mi? korkunç bir hafta geçirdim, o nedenle kaçırdım, olsun kırk gün kırk gece doğum günü kutlamış olursun. Ben sana bir şiir hediye edeyim diyorum ve doğum günün kutlu olsun...
Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninden
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber
Ay kana kana batıyor
Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe'nun
resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın'da
bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu
Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası
Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar
Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor
Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri
Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri
Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini
Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah
Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri
Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan
Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri
Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi
Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi
Yüzüm giyotine abone
Cemal SÜREYA
(Göçebe)
asliberry - 2006-04-22 02:31:29 - 2006-04-22 02:31:29
Başlıksız Yorum
Teşekkür ederim, Yasemin. Müşteri başımda yorucu mu yorucu birgün oldu bu. Ama bir baktım, kocaman bir demet çiçek yaptırmışlar doğumgünümde bu kadar çalıştırdıkları için. Sonra işyerinde pasta yedik, mum filan üfledik. Küs olduğum kızlarla sarılıp öpüştük. Tercüman arayıp, seni işten almaya geliyorum, demeseydi, bu olanlara duygulanıp ağlayacaktım. Tekrar teşekkürler. Hoşçakal.
cincin
isimsiz - 2006-04-19 17:52:02 - 2006-04-19 17:52:02
HEPİ BÖRTDEY VE ZUM GEBURŞTAG FİYIL GLÜK...
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUUUUN!!!
TADINII ÇIKARIIIN!
Yasemin:)) - 2006-04-19 15:07:47 - 2006-04-19 15:07:47
|