| cincin hanım'ın maceraları |
Unutma bahçesi
Salonda, TV’nin karşısında, çiçeklerin ortasında uyumak, cumartesi akşamı eğlencemiz. Her seferinde yorgun uyanıyorum gerçi. Sigarayı bıraktıktan ve dengeli beslenmeye başladıktan sonra daha hassas oldu bedenim, neden? Hava da durgun. Yine yatmak istiyorum. Zuzu’ya sabah mutsuz uyanmayı yasaklamıştım. Ve gülmesini emretmiştim. Bu aileyi mutlu etme işinin sürekliliği beni bazen çok yoruyor. Zuzu, bana bakıyordu uyandığımda, kocaman gülümseyerek “Günaydın annem!” dedi. Günaydın oğlum. Iverson’ın smaç basamadığını biliyor muymuşum? “Hayır hem de hiç bilmiyorum,” dedim. “Ama” dedi “bak şu üç maçtaki smaçları bütün smaçlara bedel.” Yataktan zıplayıp gösterdi. Gülümsedim. Kahvaltıdan sonra Iverson formalarını giyip okula maç yapmaya gitti. Başım ağrıyor ve kendimi güçsüz, mutsuz hissediyorum. Eski bir arkadaştan sitem dolu mail geldi, MSN’de onu blokladığımı anlamış ve "seni anlıyorum," diyor. Ona yazmalı ve anlatmalıyım. Demek isteyeceğim şey sadece şu, ben değişiyorum ve değişirken korkarım yanıma alacağım kişilerin sayısı fazla olamıyor çünkü hastalık boyutunda yalnızlığa ihtiyacım var ve evet hastalık boyutunda kendimi yalnız hissederken böyle bu. Bu hiç açıklayıcı değil, biliyorum. Buraya, acıdan korkmadığımı ve yüzleşmekten ve yalnız kalmaktan işte ne varsa, o altında ne olduğu belirsiz gölü şöyle karıştırmaya gelmemiş miydim? Kendimi onarırken bazen zihnim sevinç sıçramaları yaşıyor, bazen korkunç özlüyorum, olamaz isteklerde bulunabiliyorum. Bütün bunlar iyileşme belirtisi ve rayına oturacak duygularım. Öyle küçülmüş ve öyle şeffaflaşmıştım ki kimseye zarar veremem sanıyordum. Doğal ki, bu sırada bazılarını bloklayacağım, bazen de ben bloklanacağım. Küskünlük, çok tuhaf bir duvar. Ben unutmayı biliyorum.
11:09 - 30/4/2006 - yorum yaz
|
| Son Sayfa | Sonraki Sayfa |
lunar phases |